Home / Hüddam ilmi / Ahîlik Teşkilatı ve Kardeşliği Esas Alan Altın Kuralları

Ahîlik Teşkilatı ve Kardeşliği Esas Alan Altın Kuralları

Kardeşlik anlayışının teşkilat haki ”Ahilik”

Ticarî hayatta kardeşliği yaşatmayı hedefleyen ahîlik, fütüvvet
anlayışının devamı olarak özellikle Anadolu’da geniş bir şekilde
yayılan özgün bir müessesedir. Müslümanlar arasında olması
gereken kardeşlik bağının iktisadî alandaki yansıması olan ahîliğin
manevî yönü de bir tarikat şeklinde tezahür etmiştir. Ahîlik
konusunda yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından çeşitli
çalışmalar yapılsa da tarihî uygulaması henüz tam manasıyla ortaya
konulmamıştır. Bu makalede Ahîliğin tarihî gelişimi ile yapısı ve
işleyişi hakkında genel bilgiler vermek amaçlanmıştır.

 

ahilik
ahilik

 

Ahîliğin Kuruluşu ve Gelişimi

Tarih boyunca İslâm toplumunda önemli görevler üstlenmiş
olan Ahîlik kurumunun ismi hakkında ileri sürülen iki görüş
bulunmaktadır. Genel olarak Arapça “kardeşim” mânasına gelen
“ahî” kelimesine dayandığı söylense de eski Türkçe’de “cömert”
anlamını taşıyan “akı” kelimesinden türetildiğini savunanlar da
mevcuttur. Buna göre, Anadolu’da “k” harfi h veya g şeklinde
(ohumak, bahmak gibi) telaffuz edildiğinden “akı” kelimesi de ahîye
dönüşmüştür.1 Ahîliğin Müslümanlar arasındaki etkinliğini ve
üstlendiği vazifeleri düşündüğümüzde iki görüşün de doğru kabul
edilmesi mümkündür. Ahîlik tasavvufta önemli bir yeri bulunan

uhuvveti hatırlatmasından dolayı kolayca yayılmış ve kabul
görmüştür.

fütüvvet
fütüvvet

İslâm’ın ilk asrından itibaren görülmeye başlayan fütüvvet
teşekkülleri içinde hicrî III/mîlâdî IX. asırdan itibaren de esnaf
birlikleri ortaya çıkmıştır. Fütüvvet geleneğinin devamı olarak
düşünülen Ahîlik ise, Anadolu’daki Türkler arasında XIII. asırda
kurulmuştur. Meşhur mutasavvıf Sülemî (ö. 1021)’nin tarifine göre
fütüvvet; Allah’ın emirlerine uyma, güzel ibadet, her kötülüğü
bırakma, zâhiren ve bâtınen ahlakın en güzeline sarılmaktır.
Fütüvvet dâvetine koşarak mürüvvet, ahlak ve şerefini koruyanların
ilki de Hz. Âdem’dir. Fütüvvet erbâbı olabilmenin temel şartı,
kendini değil başkalarını düşünmek, insanların kusur ve eksiğini
aramamak; mert, yiğit ve kerem sahibi olmaktır.2 Burada sayılan
sıfatlara sahip olan Müslümanların ticârî hayatlarında karşılıklı
yardımlaşma, cömertlik ve yiğitlik gibi konularda birleşmeleri
fütüvvet teşekküllerini meydana getirmiştir.

Fütüvvetin devlet eliyle teşkilatlanması Abbâsî Halifesi NâsırLidînillâh

(1180-1225) zamanında gerçekleşmiştir. Kendisi de
fütüvvet libâsını giyerek halka örnek olan halife, bu mevzudaki ilke
ve kâidelerin anlatıldığı fütüvvetnâmeleri yeniden yazdırmış, ayrıca
diğer İslâm devletlerine de teşkilata davet için mektup göndermiştir.
Bu davete cevap veren Anadolu Selçuklu hükümdarı I. Gıyâseddin
Keyhüsrev (1192-1196; 1205-1211), hocası Mecdüddin İshak (ö.
1221)’ı Halife Nâsır-Lidînillâh’ın yanına göndermiştir. Daha sonra
Muhyiddin-i Arabî (1165-1240), Evhadüddin-i Kirmânî (ö. 1238) ve
Şeyh Nasîrüddin Mahmud halifenin izniyle Anadolu’ya gelmişlerdir.
Alâeddin Keykubad (1220-1237) devrinde Şehâbeddin Sühreverdî (ö.
1234)’nin de bu faaliyetlere katılışıyla Ahîliğin kuruluşu yolunda
önemli adımlar atılmıştır.

Ancak Anadolu’da Ahîlik teşkilatının asıl kurucusunun “Ahî
Evrân” ismiyle tanınan İranlı mutasavvıf Şeyh Nasîrüddin Mahmud
olduğu kesinlik kazanmaktadır. Aslen Azerî Türkü olan bu zât, bir
taraftan Fahreddîn-i Râzî (ö. 1210)’nin ders halkasında bulunmuş,
diğer yandan Ahmed Yesevî’nin fikirlerinden etkilenmiştir.
Halifenin emriyle gönderildiği Anadolu’da Kayseri şehrine

About admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir