Home / Kuran / Şeyh Galip Hakkında Herşey

Şeyh Galip Hakkında Herşey

Klasik edebiyatımızla herhangi bir şekilde ilgisi bulunanlar için
Yunus Emre ve Fuzûlî ile beraber mutlaka bilinmesi gereken üçüncü
zirve, Şeyh Gâlib.
1757-1799 yılları arasında yaşayan ve bir sanatkâra göre çok
genç sayılabilecek bir çağda, kırk iki yaşında hayata veda eden Şeyh
Gâlib’e dair; tezkirelerden makalelere, tezlere, bildirilere ve
ansiklopedilere kadar pek çok kaynakta etraflıca bilgi, yorum,
inceleme ve araştırmaya ulaşabilmek mümkündür.1
Bu yazı, bir Mevlevî dedesi olan Şeyh Gâlib’in sanatkâr kişiliği
ile rûhânî hüviyeti; yani şairliği ile şeyhliği arasındaki münasebet
hakkında bir incelemeyi hedeflemektedir.

şeyh galip
şeyh galip

Şeyhlik – Şairlik

Hz. Ali’den İmam Şâfiî’ye, Molla Câmî’ye kadar nice din
büyüğünün aynı zamanda kudretli birer şair de oldukları dikkate
alınırsa, asırlar içinde yetişen rûh ve mânâ önderlerinin şairlik
tarafının da olması gerektiğine dair bir kanaatin, bir geleneğin
oluştuğu hükmüne varılabilir.
Özellikle Anadolu sahasındaki tarikat şeyhlerinden pek
çoğunun şu veya bu kıratta birer dîvân ya da dîvânçe kaleme almış
olmalarında, söz konusu geleneğin ve beklentinin payı büyüktür.

Mürşid konumundaki bu tasavvuf önderlerine ait manzumeler, çoğu
kez edebi bir değer taşımasa da şairinin bir şeyh olmasından ötürü,
halk nezdinde kabul görmüş, şöhret bulmuştur.
Ancak, bir “Pîr”in, mânevi ağırlığı kadar şairlik çapının
olduğuna da zaman zaman rastlanmaktadır ve bu vadide Mevlânâ
Celâlüddin başta olmak üzere, Dede Ömer Rûşenî’den Erzurumlu
İbrahim Hakkı’ya kadar nicelerini saymak mümkündür.
Hele Gâlib’de şairlik, denilebilir ki şeyhliğini perdeleyecek
derecede ışıltılı bir kâinattır.

şeyh galip
şeyh galip

Gâlib’de Şeyhlik – Şairlik I

Babadan dededen Mevlevî bir ailede dünyaya gözlerini açan
Şeyh Gâlib’in asıl ismi Mehmed Es’ad’dır. (Sicill-i Osmânî’de “Sa’îd
Mehmed Dede” olarak geçer.) (Mehmed Süreyya, 1996: 544)
Ünlü şaheseri Hüsn ü Aşk’ta henüz çocukken şiir söylemeye
başlayarak çevresini hayrete düşürdüğünü (Doğan, 2011: 430) belirten
Gâlib’in şairliği, Mevlevîliğin şiire çok yatkın rûhânî ikliminde
yeşerip şekillenmiş ve kendisi, daha yirmili yaşlarda iken bir dîvân
tertip etmeyi, sanat-edebiyat çevrelerinde tanınmış olmayı,
başarmıştır. (Ayvazoğlu, 1995: 15-31)
“Mâderzâd” (doğuştan) şair olduğu bilinen Şeyh Gâlib’in on
sekizinci yüzyıl İstanbul’u gibi bir ilim-sanat merkezinde yaşamasının
yanı sıra, başta Mevlânâ olmak üzere, adeta bir şairler ordusunu
barındıran Mevlevîliğe müntesip bir ailede doğup büyümüş olması,
ondaki şairlik dehasının inkişafı için kolay ele geçmez nasiplerdi.
Gâlib’e göre ise, kendisinin şeyhliği de şairliği de Mevlânâ
yolunun ona bahşettiği hasletlerdir.
“Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir
Meyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir” ( Okçu,
1993:580)

“Etvâr-ı çarha uy Mevlevî ol
Seyrân edersin devrân edersin” (Okçu, 1993: 782)
İstanbul’da olmak ve köklü, Mevlevî bir aileden yetişmek gibi
Galib’in şairliğine açılmış ufuklara bir üçüncüsünü de eklemek
gerekirse, onun on sekizinci yüzyılda yaşadığına dikkati çekmek
yeterli olacaktır. Dîvân edebiyatının başlangıcından beş asır sonra
gelmiş olmak, beş yüz yıllık muazzam bir edebî birikime konmak

About admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir